25 Ağustos 2015 Salı

CANNES TATİLİ | Bonjour tout le monde!

Bonjour tout le monde!
Yani herkese merhaba :)

Bugün Cannes'da ikinci sabahım ve şu ana kadar ki her şey bir rüya gibi.

Bu post'u biraz uzun tuttum ama bu şekilde birbirimizi daha yakından tanıyacağımızdan eminim.

"Güzel şeylere ulaşmak için bazı zorlukların üstesinden gelmen gerekir." der annem. Ben bunu sık olarak ondan duymuş olsam da hepinizin bir yerlerden aşina olduğu genel bir söylem. Ve ben buna kesinlikle inanıyorum. Bu yüzden size bu güzel tatilden bahsetmeden önce bazı korkularımdan söz etmek istiyorum...

Eminim ki hemen herkes havada olmaktan endişelenir ama ben uçaklardan gerçekten çok korkuyorum. Vücudum artık eskisi gibi reaksiyonlar vermese de yine de tedirginlik hali yolculuk boyunca devam ediyor. Bu yüzden Cannes'a aslında üç hafta önce gidecekken bu hafta başında gelebildik. Aslında tam olarak şöyle oldu. Erkek arkadaşımla havalimanına geldiğimizde dış hatlar bölümüne doğru yürürken önce adımlarımı küçülttüm ardından da kuvvetli bir fren yaptım.

"Şey.. şimdi ben gitmeyelim dersem ne düşünürsün?" önce duraksadı. Sonra da gözlerimdeki endişeli bakışlardan ciddi olduğumu anladı. Ve dünyanın en anlayışlı insanı olarak yine.. " İstemiyorsan kesinlikle binmek zorunda değiliz hayatım." dedi. O kadar rahatladım ki göz yaşlarıma engel olamadım ve bir anda ağlamaya başladım. Eğer ben istersem gitmeyecektik ama güzel tatil planımızı da bir şekilde berbat etmiştim. Ve uçağa binersem hiçbir şey olmayacağından o kadar çok emindim ki.. Arayıp cesaret vermek isteyen anneme "O uçağa binersem hiçbir şey olmayacağını ve sağa salim ineceğimizi biliyorum ama yine de korkularım mantığımın önüne geçiyor ve şu anda kesinlikle Cannes'da ne işim var diye düşünüyorum" dedim. Bu sözlerin üstüne annemin de söyleyecek sözü kalmamıştı. "Boşver prensesim bir daha ki sefere yine denersin."diyerek ikinci onayı verdi.

Havalimanından ayrılıp eve döndüğümüzde sanki az evvel büyük bir suç işlemiş bir çocuk gibi erkek arkadaşımın gözlerinden gözlerimi kaçırıyordum. Alandan ayrılıp arabaya binene ve eve gidene kadar defalarca özür dilesem de ondan hiçbir şeyin benden daha önemli olmadığı sözlerini sıkça işitsem de vicdanen bir türlü rahatlayamadım. Eve döndüğümüzde utançtan kaçırdığım gözlerine odaklanıp cesaretimi topladım ve "3 saat yolculuk çok uzun ve anlamsız. Yurtiçi bir yer olsa kesinlikle gidebilirdim." dedim. "Tamam o halde seç bir yer." "Nasıl yani?" "Eğer gerçekten gitmek istiyorsan ve uçacak cesaretin varsa.." "Tabii. Şey mesela Bodrum, Çeşme neresi olsa gidebilirim. Onlar hiç olmazsa  40-45 dk sürüyor." "O halde ben Çeşme için otel ve uçak biletlerimizi ayarlıyorum.... peki emin misin bebeğim?" "Evet, kesinlikle eminim."

Kesinlikle emin değildim. Aslında neden öyle söyledim bilmiyorum. Acaba benimki havada olmak değil de uzun süre havada olmakla ilgili bir korku mu? Kısa olunca daha mı çekilir geliyor?Bilmiyorum.. Neyse olan oldu ve tüm cesaretimi toplayıp kendimi bu değişen tatil planına alıştırmaya çalıştım. Çünkü eğer buna da gidemezsem çok üzülürdüm. Hem bütün yıl yorulan erkek arkadaşımın tatil planını elinden aldığım için hem de korkağın teki olduğum için. Neyse ki daha az endişeli bir yolculuktan sonra İzmir'e vardık ve Çeşme'de şahane bir beş gün geçirdik. Burası bana daha önceden 2 kere geldiğim için farklı bir güven veriyordu.

Dönelim şimdiye...

Bana göre günler geçmiş gibi süren 3 saat uçak yolculuğunun ardından nihayet Cannes'dayız. Ve buraya adımımızı attığımız ilk andan beri harika zaman geçiriyorum. Hayal ettiğimden uzun bir post olduğu için Cannes'la ilgili fotoğraf ve gerçekten harika anılarımı yarın sabah erkenden paylaşıyor olacağım.

Sizin de böyle tuhaf korkularınız var mı? Aşağıda yorum kısmında paylaşırsanız gerçekten çok mutlu olurum. Böylece kendimi yalnız hissetmem.

Au revoir!


xoxo
D.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder